Skip to content

16 Ekim 2011 Pazar

Uzun bir aradan sonra…

Merhaba değerli dinleyenler. Hala buraya giriyor musunuz bilmiyorum zira ben bile bilgisayar başına nadir geçmeye başladığım için arada sırada bir kişisel bloğun olduğunu unutuyorum. Hatta bu yazıyı da telefondan yazıyorum. Yani her an T9′un azizligine uğrayabilirim.

Efendim, en son yazımın üzerinden epey zaman geçmiş. Bu süre zarfında gerek yazma iştahımın olmayışı gerekse bilgisayar başına geçmeme izin verilmeyişi sonucunda blogdan uzak kaldım. Şu anda da ne yazacağım hakkında en ufak bir fikre sahip değilim. Okumakta olduğunuz yazı doğaçlamadır yani.

En iyisi neler oldu en son yazımın ardından, onu anlatayım.

Çok bir şey olmadı aslında. Lisede ikinci sınıfa başladım bu sene. Eh, yeni 9. sınıfların gelişi, yaz boyu uzak kaldığım insanlarla muhabbet derken okul bakımından çok eğlenceli, ders bakımından çok sıkıcı günler yaşıyorum. Bunların yani sıra sosyal aktiviteleri de ihmal etmiyorum bu sene. Yeri geliyor, işimizi kolamızı alıp kavga seyretmeye gidiyoruz, yeri geliyor sinemaya falan gidiyoruz, arada okulu asıp sabah kahvaltıya da gittiğimiz oluyor.

Hocalardan bahsedeyim biraz. Bu bölümde rahat rahat hepsine giydirmek ve dalga geçmek istiyorum ve bu nedenle isim veremeyeceğim. Saygılar hocam ^^

Bir dil anlatımcımız var, akıllara zarar. Ders tamamen tartişmayla geçiyor ve bizim gibi 9 yıl basma kalıp eğitim görmüş kimseler için çok sıkıntılı bir durum bu, derste sürekli bir tartışma havası var ve hocamız kendi fikirlerini çok güzel sunduğundan tartışma epey zorluyor bizi. Beynimizdeki en minik hücreyi dahi kullanıyoruz. Sürekli felsefi konuları tartışıyoruz, hayatın anlamından sevgi ile acıma arasındaki ilişkiye kadar en uç noktadaki şeylerden muhabbet ediyoruz. Olsun, ben yine de seviyorum bu dersi, ders dil anlatımsa bizim önce kendimizi ifade edebilmemiz gerekir değil mi? :)

Bu sene demokrasi ve insan hakları adında bir ders koymuşlar. Bunun hocası da akıllara zarar. Ders başlangıcında ayağa kalkıyoruz ve ders işlendiği süre boyunca ayakta oluyor, kısaca dersi ayakta işliyoruz. Gayet sıkıcı ve yorucu bir durum. Nedenini sorduk, çok ilginç bir yanıt aldık: çünkü ben de ayaktayım. Son bir derstir bunun bir eşitlik mi, hak mi, özgürlük mü olduğunu tartışıyoruz. Düz mantık gidersek bence gayet saçma. Ama derste sorulan sorunun cevabını telefondan felan araştırabiliyoruz, orası güzel. Bu hoca 11. sınıfların felsefe dersine gidiyormuş. Kim bilir o dersi nasıl işliyorlardır…

Gelelim kimyacıya… Bak bu gayet şugar hoca. Dersinin tadına doyum olmuyor, çok verimli geçiyor, kimya konusu olmayan konuları da iyi anlatıyor, mesela bu sene ışık konusunu her ne hikmetse kimyaya koymuşlar. Anladım o konuyu. Yalnız bu hoca hayattan şeylerin de muhabbetini yapabiliyor, çocuk sahibi ama ruhu genç kalmış. Kendisinin de bize ilk ders söylediği gibi biraz patavatsız olabiliyor ama onun dışında anlatımının yani sıra muhabbeti de hoş olan nadir hocalardan.

Bu sene müzik dersinde çok sofistike ve konservatuarsı konular işliyoruz. Mesela batı müziği ile Türk müziğini karşılaştırdık, ikinci dönem de Jazz tarihi işleyecekmişiz. Hadi hayırlısı.

Aslında baya yazacak şey varmış ama telefonda yazmak çok zor, o yüzden burada kesiyorum ama devamı bir hafta içinde gelecek, umarım. Esen kalın…

Genel kategorisinde yazılmış.
Etiketler:

Benzer Yazılar

  • Benzer yazı bulunamadı

Yorum yapın, düşüncelerinizi paylaşın.

(gerekli)
(gerekli)

Not: HTML kullanabilirsiniz. E-postanız yayınlanmayacaktır.

Yorumlara abone ol